Aşının her bir damlası hayat kurtarıyor. Öyle ki milyonlarca insanın yaşamını yitirdiği salgın hastalıklar aşı sayesinde tarihten silindi ya da kontrol altına alındı. Çocukluk çağı aşılarıyla ilgili merak edilenleri interaktifimizde bulabilirsiniz.
Aşılar, çocukları pek çok hastalığa karşı koruyan en etkili yöntemlerin başında geliyor. Sağlık Bakanlığı'nın aşı takvimi sayesinde çocuklar pek çok hastalığa karşı güvence altına alınıyor.
Kamera: Serhan Sevin · Kurgu: Oğuzhan Erdoğan
Çocukları hastalıklara karşı korumanın en etkili ve bilimsel yolu aşılar… Bu nedenle özellikle bağışıklık sisteminin gelişim aşamasında olduğu bebeklik ve çocukluk döneminde, aşılar hayati önem taşıyor.
Türkiye'de Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen aşı takvimi doğrultusunda çocuklar düzenli olarak aşılanıyor. Böylece hem çocukların sağlığı korunuyor hem de bulaşıcı hastalıklara karşı toplum genelinde güçlü bir koruma sağlanıyor.
Peki, hangi aşı hangi hastalığa karşı koruma sağlıyor? Hangi yaşta hangi aşılar uygulanıyor? Merak edilenleri Sağlık Bilimleri Üniversitesi Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu ve Şehir Hastanesi Çocuk Kliniği Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Vefik Arıca'yla konuştuk.
Aşılar hastalıkları tarihe karıştırdı
Modern tıbbın insanlığın hizmetine sunduğu aşılar sayesinde, bir zamanlar büyük ölümlere yol açan birçok hastalık tarihe karıştı. Nitekim Prof. Dr. Vefik Arıca, "Tıbbın en büyük başarısı dünyada milyonlarca çocuğun ölümünü engelleyen aşılar" tespiti yaparak şöyle devam ediyor:
"Her 60 saniyede 6 çocuğun ölümünü engelleyen başka bir şey yok aşılardan başka… Dünyada her yıl yaklaşık 5 milyon çocuğun ölümü engelleniyor. Son 50 yıla baktığımız zaman yaklaşık 150 milyon kişinin ölümü engellenmiş. Aşı sadece hastalıkları değil, salgınları da engelliyor. Hastaneye ve yoğun bakıma yatışları engelliyor aynı zamanda."
13 hastalığa karşı çocuklar aşılanıyor
Türkiye'de çocuklar Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen takvim doğrultusunda aşılanıyor. Bilimsel gelişmeler göz önünde bulundurularak hazırlanan aşı takvimi büyük bir titizlikle uygulanıyor.
Çocukluk çağı aşılamaları Türkiye'de 1985-1987 yılları arasında sistemli bir yapıya kavuşturuldu. O günden bu yana, dünyadaki bilimsel yenilikler yakından takip edilerek aşı hizmetleri sürekli güncelleniyor. Prof. Dr. Arıca, Sağlık Bakanlığı'nın aşı takviminde toplam 13 aşı olduğunu ifade ederek, "Bu, uluslararası ölçekte büyük bir başarı örneği. Şu an Türkiye'de çocukların aşılanma oranları yüzde 95… Bazı aşılarda ise oran yüzde 99'ları buluyor" diyor.
Fotoğraf: Getty Images
Okul öncesi dönemde çoğu aşı tamamlanıyor
Doğumun hemen ardından başlayan aşılama süreci, belirli periyotlarla devam ediyor. Çocuklara hangi aşıların yapıldığını Prof. Dr. Arıca'dan öğreniyoruz:
"Bir bebeğin ilk aşısı anne sütü… Fiziksel anlamda ilk aşı ise doğar doğmaz yapılan hepatit B… Sağlık Bakanlığı'nın aşı takvimine göre aile hekimi ve çocuk hekiminin önerisiyle aylık takiplerle aşılama sürdürülüyor."
Bu 13 aşının büyük çoğunluğunun 0-4 yaş aralığında uygulandığını belirten Prof. Dr. Arıca, "Okul öncesi dönemde, hatta ilk 2 yaşta çoğu aşıyı tamamlamış oluyoruz. Ama bazı aşıların 'rapel' dediğimiz hatırlatma dozlarını okul öncesi yapmaktayız" diyor.
Görsel: TRT Haber · Kaynak: Sağlık Bakanlığı
Zatürreden vereme pek çok hastalığı önlüyor
Tüm bu aşılar sayesinde çocuklar, hayatın ilk günlerinden itibaren pek çok hastalığa karşı korunuyor. Peki, bu aşılar hangi hastalıklara karşı etkili? Yanıtı yine Prof. Dr. Arıca'dan alıyoruz:
"Menenjit, zatürre, çocuk felci, verem gibi ağır ve ölümcül seyreden hastalıkların yanı sıra kızamık, suçiçeği gibi salgın yapabilme kapasitesi yüksek hastalıklar da aşılar sayesinde engellenmiş oluyor."
En ucuz sağlıklı kalma yöntemi olan aşı, Türkiye'de hayli köklü bir geçmişe sahip. Aşıyla ilgili ilk çalışmalar, Osmanlı İmparatorluğu'na dek uzanıyor.
Sayısız cana mal olan çiçek hastalığına karşı ilk aşı çalışmaları Osmanlı döneminde başladı. Hatta bu, 1721'de İstanbul'a gelen İngiltere büyükelçisinin eşi Lady Montagu'ya ilham verdi. Lady Montagu, Edirne'de öğrendiği yöntemi ülkesine taşıyarak çiçek aşısının geliştirilmesine büyük katkı sağladı.
Pasteur'e verilen destek
Osmanlılar, Avrupa'da aşılarla ilgili yapılan araştırmalara da destek verdi. Tarihe "kuduz aşısını bulan kişi" olarak geçen Fransız mikrobiyolog ve kimyager Louis Pasteur, çalışmalarını sürdürmek için maddi desteğe ihtiyaç duyuyordu. Bu nedenle dönemin devlet büyüklerine yazı yazdı. Padişah II. Mahmut, kendisine gelen yardım çağrısına karşılık verdi. Pasteur'e mecidiye nişanı ve altın gönderdi. Ama bir şartı vardı; gönderdiği üç kişiyi asistan olarak yetiştirmesini istedi.
Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane'den müderris Alexander Zoeros Paşa'nın başkanlığı altında, Dr. Hüseyin Remzi ve veteriner Hüseyin Hüsnü böylece Pasteur'ün yanına asistan olarak gitti.
Doğu'nun ilk kuduz merkezi
Pasteur'ün yanına giderek eğitim alan üç asistan, elleri boş dönmedi. Öğrendiklerini pratiğe dökmek için kolları sıvadılar. 1887'de Zoeros Paşa'nın kliniğinde "Kuduz Tedavi Müessesesi" kuruldu. Dünyanın üçüncü, Doğu'nun ise ilk kuduz merkezi bu oldu.
Osmanlı İmparatorluğu'nda aşıyla ilgili çalışmalar hız kesmeden devam etti… Kuduz, çiçek aşısı, difteri, sığır vebası, verem, kızıl ve tifo gibi hastalıklar için önemli çalışmalar yürütüldü.
1885 Aşı Nizamnamesi ile yürürlüğe giren "Aşı şehadetnamesi" (aşı sertifikası) örneği. Fotoğraf: Sağlık Bakanlığı
Hıfzıssıhha kuruluyor
Cumhuriyetin ilanından sonra da aşı çalışmaları bütün hızıyla sürdü. 1928'de Ankara'da Hıfzıssıhha Enstitüsü kurularak üretim tek bir çatı altına toplandı. Tifo, tifüs, difteri, BCG, kolera, boğmaca, tetanos ve kuduz başta olmak üzere yirmiyi aşkın aşı üretildi.
Günümüzde aşı ile ilgili çalışmalar Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yürütülüyor. Uygulama ise herkesin kolayca ulaşabileceği birinci basamak sağlık kuruluşları tarafından gerçekleştiriliyor. Çocuklar halen 13 hastalığa karşı aşılanıyor. Takvim dahilindeki aşılar, Türkiye'nin her yerinde ücretsiz olarak uygulanıyor. Aile hekimliği merkezleri ve hastanelerde uygulanan aşılar, sisteme de kaydediliyor. Böylece aşılama çalışmaları takip altına alınıyor.
Fotoğraf: Sağlık BakanlığıFotoğraf: Sağlık BakanlığıFotoğraf: Sağlık Bakanlığı
Günümüz aşı araştırmaları modern laboratuvarlarda sürüyor. Fotoğraf: Getty Images
Çiçek hastalığı: Aşıyla yok edilen ilk büyük salgının hikayesi
Tarihin en büyük salgınlarından biri olan çiçek hastalığı, aynı zamanda aşıyla yok edilen ilk hastalıktı. Yıllar süren mücadele aşının hayati önemini bütün dünyaya göstermişti.
Çiçek hastalığına çare bulma arayışları yüzlerce yıl öncesine uzanıyor. Hastalığı atlatanların bir daha yakalanmadığının fark edilmesiyle ilk çalışmalar başladı. Ardından çiçek yaralarının ve irinlerinin sağlıklı kişilere sürülmesiyle hafif bir hastalık formunun ortaya çıktığı gözlemlendi. Bunun üzerine çeşitli yöntemler geliştirildi.
Bu yöntemlerin bir örneği Hindistan'da denendi. M.Ö. 3.000–800 yılları arasında, çiçek yaralarına batırılan çöpler kurutulduktan sonra sağlıklı çocukların kolundaki çiziklere sürülüyordu. Çin'de ise çiçek yaralarından alınan kabuklar bir süre bekletildikten sonra toz haline getirilip çocukların burunlarına üfleniyordu.
Avrupalı gezginler, seyahatnamelerinde Kafkasya'da Çerkez, Abhaz ve Gürcülerin küçük kızlarını çiçek hastalığına karşı aşıladıklarını aktardı. Kafkasya'da çiçek geçiren bir çocuktan alınan irin, altı aylık kız çocuklarının görünmeyen yerlerindeki çiziklere bulaştırılır, üzerine melek otu yaprağı kapatılır ve bir parça kuzu derisiyle sarılırdı. Bu yöntemin Kafkas esir tüccarları aracılığıyla İstanbul'a getirildiği kabul edilmektedir.
"Türk usulü çiçek aşısı"
Bu aşının İstanbul'dan dünyaya yayılması ise hayli ilginç… Çiçek yaralarından alınan döküntülerle yapılan bu aşılama (variolasyon) yöntemini 18'inci yüzyılda Edirne'de gören İngiliz sefirinin eşi Lady Mary Wortley Montagu, izlenimlerini İngiltere'deki arkadaşlarına yazdığı mektuplarda anlattı. Oğlunu da aşılatan Lady Montagu, İngiltere'ye döndükten sonra bu yöntemin tanıtılması için çaba gösterdi.
"Türk usulü çiçek aşısı" olarak bilinen bu yöntem, İngiltere'den Avrupa'ya ve ardından tüm dünyaya yayıldı. Yaklaşık 60 yıl boyunca insanlığın çiçek hastalığına karşı tek koruma yöntemi oldu.
Aşıyla ilgili bir diğer önemli gelişme İngiltere'de yaşandı. İngiliz doktor Edward Jenner, daha güvenli bir yöntem geliştirerek modern aşılamanın temelini attı. Jenner'ın yöntemi kısa sürede Avrupa'ya yayıldı.
Gravür: "The Small-pox Epidemic and the Metropolitan Asylums Board" · Fotoğraf: Getty Images
Osmanlı döneminde başlayan mücadele
Tüm dünyada olduğu gibi Osmanlı topraklarında da aşılama çalışmaları yürütüldü. Osmanlı Devleti, çiçek hastalığıyla sistemli mücadelesini 1840 yılında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane bünyesinde kurulan Aşı İdaresi ile başlattı.
8 Temmuz 1885'te yürürlüğe giren ilk Aşı Nizamnamesi ile çiçek aşısı yaptıranlara "Aşı şehadetnamesi" (aşı sertifikası) verilmeye başlandı. 1892'de kurulan Telkihhane-i Şahane'ye (aşı evi, aşı enstitüsü) çiçek aşısı üretimi görevi verildi.
II. Meşrutiyet'ten sonra kurumun adı "Telkihhane-i Osmani" oldu. Cumhuriyetin ilanından sonra ise "İstanbul Telkihhanesi" ismiyle faaliyetini sürdürdü. Daha sonra "İstanbul Çiçek Aşısı Müessesesi" adını aldı. Bu modern enstitü her yıl 5-6 milyon doz çiçek aşısı üreterek ülke geneline dağıtıyordu. Böylece ara sıra vakalar görülse de salgınlar engelleniyordu.
Cumhuriyet döneminde de 1933'te yürürlüğe giren Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile çiçek aşısı zorunluluğu devam etti.
Dünya geneline yayılan aşı çalışmaları
Dünya Sağlık Örgütü, 1959 yılında çiçek hastalığının yeryüzünden silinmesi için küresel bir aşılama programı başlattı. Bu çalışmalar sonucunda 1971'de hastalığın görüldüğü ülke sayısı 16'ya kadar düştü.
Yoğun ve istikrarlı mücadele sayesinde Dünya Sağlık Örgütü 8 Mayıs 1980'de çiçek hastalığının dünya genelinde yok edildiğini ilan etti. Ardından tüm ülkeler çiçek aşısı üretimini durdurdu. Türkiye de bu karara uyarak 1840'tan beri sürdürdüğü üretime son verdi.
Çiçek hastalığı ortadan kalkmış olsa da bilinen çiçek virüsleri Dünya Sağlık Örgütü'nün onayladığı laboratuvarlarda koruma altında tutuluyor.
Fotoğraf: Getty Images
Çiçek aşısının yolculuğu
Noktaların üzerine gelerek o yıla ait detayları görebilirsiniz.
Hindistan: çöple aşılama
MÖ 3000–800
Çiçek yaralarına batırılan çöpler kurutulduktan sonra sağlıklı çocukların kolundaki çiziklere sürülüyordu.
Lady Montagu, Edirne
18. yy
İngiliz sefirinin eşi Lady Mary Wortley Montagu, Edirne'de gördüğü "Türk usulü çiçek aşısını" İngiltere'ye taşıdı.
Aşı İdaresi kuruldu
1840
Osmanlı, sistemli mücadelesini Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane bünyesinde kurulan Aşı İdaresi ile başlattı.
İlk Aşı Nizamnamesi
1885
8 Temmuz 1885'te yürürlüğe giren nizamnameyle "Aşı şehadetnamesi" verilmeye başlandı.
Telkihhane-i Şahane
1892
Kurulan aşı enstitüsüne çiçek aşısı üretimi görevi verildi.
Umumi Hıfzıssıhha Kanunu
1933
Cumhuriyet döneminde çıkan kanunla çiçek aşısı zorunluluğu devam etti.
DSÖ küresel program
1959
Dünya Sağlık Örgütü, çiçek hastalığının yok edilmesi için küresel aşılama programı başlattı.
16 ülkeye kadar düştü
1971
Hastalığın görüldüğü ülke sayısı 16'ya kadar indi.
Dünya genelinde yok edildi
1980
8 Mayıs 1980'de DSÖ, çiçek hastalığının dünya genelinde yok edildiğini ilan etti.
Aşıyla kuduz hastalığını bitiren adam: Louis Pasteur
Fransız kimyager ve mikrobiyolog Louis Pasteur, kuduz aşısını geliştirerek insanlığa büyük bir hizmette bulundu.
Louis Pasteur
Doğum
27 Aralık 1822, Dole / Fransa
1854
Lille Fen Fakültesi'nde kimya profesörü
1871
Ecole Norman laboratuvarındaki çalışmaları başladı
1885
İlk kuduz aşısı denemesi, olumlu sonuç
Aşı, insanların geçmişten bugüne mücadele ettiği birçok ölümcül hastalığı yenmesini sağladı. Uzun yıllar önce kuduz hastalığı çok önemli bir sorundu. Binlerce insanın hayatı bu hastalık yüzünden acı bir şekilde sonlanıyordu. Ta ki Fransız kimyager ve mikrobiyolog Louis Pasteur, kuduz aşısını bulana kadar…
Yıllar süren aşı çalışmaları
Buluşuyla adını tarihe yazdıran Louis Pasteur, 27 Aralık 1822'de Fransa'nın Dole kentinde doğdu. 1854'te Lille Fen Fakültesi'nde kimya profesörü oldu.
Kuduz aşısını bulduğu Ecole Norman'daki laboratuvar çalışmalarına 1871'de başladı. Şarbon, tavuk kolerası ve kuduz gibi hastalıklarla ilgili bağışıklık mekanizması ile aşı üzerine uzun süre kafa yordu. Çabaları yıllar sonra nihayet olumlu sonuç verdi. Aşıyı ilk kez 1885'de kuduz bir köpek tarafından ısırılan 9 yaşındaki bir çocukta denedi. Sonuç olumluydu.